Pınar KOCAMAN
Köşe Yazarı
Pınar KOCAMAN
 

“BİR DELİ KUYUYA TAŞ ATAR, KIRK AKILLI ÇIKARAMAZ”

Pek çok insan inandıklarının, davranışlarının yahut seçimlerinin altında yatanı sorgulamadan yaşar gider. Öyle ki “neden böyle yapıyorsunuz?” diye sorsanız, “biz atalarımızdan böyle gördük böyle bildik” derler de, “sahi neden böyle yapıyoruz ki” diye düşünmezler. Pek çok farklı coğrafyada, yüzlerce farklı batıl inanç da atalardan aktarım ile gelmişlerdir. “Örneğin geceleri tırnak kesmek uğursuzluk getirir” inanışı, belkide elektriğin olmadığı dönemlerde, gaz lambası yahut mum ışığında tırnak kesmeye çalışan bir çocuğa, o anı kurtarmak için annesi yahut babaannesi tarafından söylenmiş bir söz iken, çocuğun bu söze olan inancı, onunda çocuklarına aktararak bu inancın kuşaktan kuşağa geçmesine sebep olmuş olabilir. Oysa o anda bunu söyleyen kişi, karanlıkta görmesi zor olacağı için, etini kesip kendine zarar vermesin ya da etrafa sıçrar görülmez diye, sırf o anda eylemden vazgeçirmek için söylemiş olabilir. Bunun gibi yüzlerce örnek saymak mümkün olabilir. Bir çocuğun üzerinden atlama boyu kısa kalır, tabağında kaç tane pirinç tanesi kalırsa o kadar çocuğun olur vb. batıl inanışların pek çoğu, muhtemelen korkutarak kendi yaptırmak istediklerine ikna etmek için uydurulmuş sözlerdir. Çünkü korkutarak inandırmak en kolay yöntemlerden biridir. Bu ve benzeri pekçok batıl inanç, kimi zaman da, bilimsel bilgilerin yahut nedenselliğin anlaşılamadığı dönemlerde, doğa üstü sanılan algısal durumlardan kaynaklanan inançların aktarımı ile ortaya çıkmıştır. Oysa insan muhakeme eden, “neden böyle yapıyorum, başka türlüsü de mümkün mü acaba?” diye soran bir varlıktır. “Biz Atalarımızı bulduğumuz yol üzere devam ederiz” diyerek, tefekkür etmeyenlere ise beşer denmiştir. “Beşer, şaşar” sözü de bu mana da söylenir. Çünkü sorgulamayan, ezbere dayalı bilgilerle, şekiller, ritüeller peşinde koşan kişi, neticede yolundan şaşar ve kendini batıla kaptırıp gider. Yani bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış denen durum yaşanır. Bu gibi batıl inanışların içinde büyümüş, onları gerçeği haline getirmiş birine, bunların gerçek olmadığını anlatmak için kırk akıllı bir araya gelse de, inanç kalıplarını yıkmak oldukça güç olur. Düşünmeye sorgulamaya korkan kişiye, batıl inanışlarından gelen yasaklar kısıtlamalar zorluk verse de, kendi kendine zulm etmeye devam eder. Alıştığı düzeninden, ezbere bilgilerinden bir nevi konfor alanından çıkmak istemez, ta ki korkuların üzerine gitme cesaretini göstererek, putlarını kırmaya, sınırlarını aşmaya gönül verene kadar… Ne zaman ki insan, hissederek yaşamaya niyet eder, ardından çorap söküğü gibi tüm ezberleri bir bir bozulmaya, putları yıkılmaya ve inandıklarını tek tek sorgulamaya başlar. Ve bir bakar ki, bu uydurmalar kimi zaman kötü niyetli insanların kendi çıkarlarına göre dillerini eğip bükerek dejenere ettiği inanışlarmış, kimi zaman kendi menfaatlerine göre insanların algılarını yönetmek için empoze edilenlermiş, kimi zaman da korkutarak kendine köle arayanların kurdukları tuzaklarmış… Belki de bazıları sırf zevk için, insanları alaya almak eğlenmek için uydurulmuşlardır, kim bilir bir delinin anlık uydurduğu bir hikaye, mistik olaylara, doğa üstü güçlere, efsanelere meyilli olan insanoğlu tarafından fazla ciddiye alınmış ve yüzyıllar boyu kulaktan kulağa aktarılmıştır. Neticede muhakeme etmeyen, “neden böyle, başka türlüsü de mümkün mü acaba? diye sorgulamayanlar, şekillerin, korkuların, putların ve sınırların içinde yaşamaya mahkum kalır. Sonra da denir ki; “Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış”
Ekleme Tarihi: 08 Şubat 2024 - Perşembe

“BİR DELİ KUYUYA TAŞ ATAR, KIRK AKILLI ÇIKARAMAZ”

Pek çok insan inandıklarının, davranışlarının yahut seçimlerinin altında yatanı sorgulamadan yaşar gider. Öyle ki “neden böyle yapıyorsunuz?” diye sorsanız, “biz atalarımızdan böyle gördük böyle bildik” derler de, “sahi neden böyle yapıyoruz ki” diye düşünmezler. Pek çok farklı coğrafyada, yüzlerce farklı batıl inanç da atalardan aktarım ile gelmişlerdir.
“Örneğin geceleri tırnak kesmek uğursuzluk getirir” inanışı, belkide elektriğin olmadığı dönemlerde, gaz lambası yahut mum ışığında tırnak kesmeye çalışan bir çocuğa, o anı kurtarmak için annesi yahut babaannesi tarafından söylenmiş bir söz iken, çocuğun bu söze olan inancı, onunda çocuklarına aktararak bu inancın kuşaktan kuşağa geçmesine sebep olmuş olabilir. Oysa o anda bunu söyleyen kişi, karanlıkta görmesi zor olacağı için, etini kesip kendine zarar vermesin ya da etrafa sıçrar görülmez diye, sırf o anda eylemden vazgeçirmek için söylemiş olabilir.
Bunun gibi yüzlerce örnek saymak mümkün olabilir. Bir çocuğun üzerinden atlama boyu kısa kalır, tabağında kaç tane pirinç tanesi kalırsa o kadar çocuğun olur vb. batıl inanışların pek çoğu, muhtemelen korkutarak kendi yaptırmak istediklerine ikna etmek için uydurulmuş sözlerdir. Çünkü korkutarak inandırmak en kolay yöntemlerden biridir.
Bu ve benzeri pekçok batıl inanç, kimi zaman da, bilimsel bilgilerin yahut nedenselliğin anlaşılamadığı dönemlerde, doğa üstü sanılan algısal durumlardan kaynaklanan inançların aktarımı ile ortaya çıkmıştır.
Oysa insan muhakeme eden, “neden böyle yapıyorum, başka türlüsü de mümkün mü acaba?” diye soran bir varlıktır. “Biz Atalarımızı bulduğumuz yol üzere devam ederiz” diyerek, tefekkür etmeyenlere ise beşer denmiştir. “Beşer, şaşar” sözü de bu mana da söylenir. Çünkü sorgulamayan, ezbere dayalı bilgilerle, şekiller, ritüeller peşinde koşan kişi, neticede yolundan şaşar ve kendini batıla kaptırıp gider.
Yani bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış denen durum yaşanır. Bu gibi batıl inanışların içinde büyümüş, onları gerçeği haline getirmiş birine, bunların gerçek olmadığını anlatmak için kırk akıllı bir araya gelse de, inanç kalıplarını yıkmak oldukça güç olur.
Düşünmeye sorgulamaya korkan kişiye, batıl inanışlarından gelen yasaklar kısıtlamalar zorluk verse de, kendi kendine zulm etmeye devam eder. Alıştığı düzeninden, ezbere bilgilerinden bir nevi konfor alanından çıkmak istemez, ta ki korkuların üzerine gitme cesaretini göstererek, putlarını kırmaya, sınırlarını aşmaya gönül verene kadar…
Ne zaman ki insan, hissederek yaşamaya niyet eder, ardından çorap söküğü gibi tüm ezberleri bir bir bozulmaya, putları yıkılmaya ve inandıklarını tek tek sorgulamaya başlar.
Ve bir bakar ki, bu uydurmalar kimi zaman kötü niyetli insanların kendi çıkarlarına göre dillerini eğip bükerek dejenere ettiği inanışlarmış, kimi zaman kendi menfaatlerine göre insanların algılarını yönetmek için empoze edilenlermiş, kimi zaman da korkutarak kendine köle arayanların kurdukları tuzaklarmış…
Belki de bazıları sırf zevk için, insanları alaya almak eğlenmek için uydurulmuşlardır, kim bilir bir delinin anlık uydurduğu bir hikaye, mistik olaylara, doğa üstü güçlere, efsanelere meyilli olan insanoğlu tarafından fazla ciddiye alınmış ve yüzyıllar boyu kulaktan kulağa aktarılmıştır.
Neticede muhakeme etmeyen, “neden böyle, başka türlüsü de mümkün mü acaba? diye sorgulamayanlar, şekillerin, korkuların, putların ve sınırların içinde yaşamaya mahkum kalır.
Sonra da denir ki;
“Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış”
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirinsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.